Adını unuttuğum ama tanıdığım kişilerle karşılaşmak benim için tam bir eziyet. Diyeceksiniz ki ne yani, 'hatırlayamadım adınızı' de geç. Ama düşünün, sokakta yürüyorsunuz, büyüdüğünüz şehirde, kocanızı da yanınıza almışsınız, 'bak burda okey oynardık, burda pide yerdik, burda da bira içerdik' diye gezdiriyorsunuz. O sırada karşınıza birisi çıkıyor, aslında biliyorsunuz ki lisede biyoloji delisiydi o kız, gözlükleri biraz daha farklıydı, hiç sevgilisi olmamıştı, yanındaki çocuk da başka sınıftan, eskiden de hep birlikte dolaşan 4 kişilik bir grubun parçası ama adları yok işte. O anda bari o da beni tanımasa diye dua ederken size merhaba diyorlar. 'Merhaba' diyorsunuz, 'nasılsınız? uzun zaman olmuş, neler yapıyorsunuz?' O sırada daha büyük bir felaketin sizi beklediğini fark ediyorsunuz, yanınızdaki kocanızı tanıştırmadan 3-4 satırlık bir diyaloğu sürdürdünüz ama peki ya şimdi. 'Bu da Emre, eşim'. (Çünkü insanlar eşim lafını kocam lafından daha kibar buluyor, aslında ben öyle düşünmüyorum ama kibar görünmek belli ki benim için önemli). Peki sonra, karşıdakiler kim, onları ne diye tanıştıracaksın? Bir şekilde, saçmasapan bir şekilde bu iletişimi sonlandırıp yürümeye devam ediyoruz.
Bu olayın üzerinden iki yıl geçmiştir herhalde, niye şimdi aklıma geldi peki? Galiba kendimi yalnız hissettiğimden. Hava çok güzel, tam bir bahar sabahı, 23 Nisan'ların genelinin aksine bir damla yağmur yok, sanırım ben ilkokuldayken atlatıldı bütün yağmurlu 23 Nisan'lar.
Şimdi artık ilkokulda değilken, hava da güzelken ve de tatilken ama ben yalnızken hava çok güzel. Bense adını hatırlamadığım herhangi bir tanıdığı bile özlüyorum.



0 yorum:
Yorum Gönder