24 Ekim 2010 Pazar

Uçtu uçtu

Ankara'da havalimanındayım. Oturup afili isimli bir kahve içip camdan dışardaki yeşil ama yine de garip şekilde kuru Ankara düzlüklerine bakıyorum. Biraz önce de taa yukarlardan izliyordum bu düzlükleri. Uçağın penceresinden aşağılara aklıma Nesimi'nin (en azından öyle hatırlıyorum) 'kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne alem seyreder beni' dizesi geldi. Sonra da Amak-ı Hayal. Filibeli Ahmed Hilmi'nin Amak-ı Hayal kitabında Aynalı Baba ve Raci pişirdikleri -muhtemelen afyonlu- kahvelerin üzerine gayet tasavvufi düşüncelerle dolu alemlere dalar, kah uçar kah sürünürken ulvi hazlar alırken kitabı okuyan bendeniz onlara pek bir imrenirdim. Açıkçası ulvi kısımlara değil de uçmalı kaçmalı kısımlara. Uçaktayken de o geldi aklıma, al işte dedim bulutların üzerini görüyorsun, ulvi olmayınca belki o kadar çarpıcı olmuyordur ya da biz süreğen olarak yaptığımız şeylerin kıymetini çabuk unutuyoruzdur. Aslında uçağa binmek çok manyak bir şey. Sadece uçma eylemi de değil, insanın fiziksel olarak yapamayacağı binlerce şeyi akılla fikirle başarmış olması da öyle. Beyindeki minnacık kitleleri manyetik rezonans diye bir aletle görüntülemek mesela, manyetik alan yaratıp atomları uyarıp sonra da onlar nötr hallerine dönerken oluşan sinyallerden bir görüntü elde etmek. Oha hakkaten değil mi ama? Hayır bu çalışma prensibini akıl eden insan sayesinde binlerce insanın hayatının kurtulmasını da bir yana bırakalım, ondan köken alan yeni teknikler etc etc. Kocaman metal gemilerin denizde kuğu gibi süzülebilmesi, yine o kocaman metallerin uzakları yakın yapmak üzere gökyüzünde süzülmesi. Bunların hepsi bir zamanlar amak-ı hayal değil miydi? Aldous Huxley Brave New World'ü yazarken tüp bebek diye bir şey yoktu, sene 1931'di ama onun kafasında inanılmaz fikirler birbiriyle yarışıyordu, bunlardan biri de tüplerde oluşturulan bebeklerdi.
İşte uçarken bunları düşündüm, düşünmenin ne kadar kıymetli olduğunu, hayal etmenin, gerçeklik ilkesine baş kaldırmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu ve de uçmanın, belki bir gün kocaman metaller olmaksızın da yapılabileceğini düşündükçe kalbim daha da hızlı çarptı, Ankara'nın her daim üzerimde yarattığı sıkıntı bile uçtu gitti.

4 yorum:

tuohnran68 dedi ki...

gah giderim medreseye ders okurum hak için
gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne

tuohnran68 dedi ki...

hafta başı, sabahın seher vaktinde; anadolunun batısından doğuya doğru , haftasonu :akşamı da doğudan gün batımına onbirbin feet yükseklikten uçarkene that is coolest

mutlulukmutfaktagizlidir dedi ki...

Deniz kentliyiz biz. Ankara'yı sevemeyiz. Yadırgarız.Ben de İstanbulluyum. İzmir'i çok sevdim.

Adsız dedi ki...

Hello. And Bye.